ForumVEFA  
     

Left Nav Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et Right Nav

Left Container Right Container
 



Atatürk Nasıl Öldürüldü !!!


» ForumVEFA » Genel Kültür » Atatürk ve Cumhuriyet » Atatürk Hatıraları »

Atatürk Nasıl Öldürüldü !!!

Atatürk Hatıraları bölümündeki Atatürk Nasıl Öldürüldü !!! konusununu görüntülemektesiniz. BÖLÜM 1 Atatürk fani hayata veda edip gidiyor herkes ellerini kavuşturmuş büyük bir acz içinde duruyor kimsenin elinden bir şey gelmiyordu... İşte son fotoğraflarından birisi sol altta Ekim 1938 'de ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 14-12-2006, 13:09   #1 (permalink)
Profil
CeNGaVeR
 
leventt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Aug 2006
Mesajlar : 6.135
Rep Puanı : 23303
Rep Gücü : 358
Rep Gücü : leventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond reputeleventt has a reputation beyond repute

leventt - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart Atatürk Nasıl Öldürüldü !!!


BÖLÜM 1
Atatürk fani hayata veda edip gidiyor herkes ellerini kavuşturmuş büyük bir acz içinde duruyor kimsenin elinden bir şey gelmiyordu...
İşte son fotoğraflarından birisi sol altta Ekim 1938 'de Atatürk'ün isteğiyle çekilmiştir.
Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş karnı davul büyüklüğünde seyir etmişti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutlu olmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden '' keşke iyileşsem '' der gibiydi..

Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanakları onlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyileştirmek için ellerinden geleni yapmışlardı...
Atatürk'ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...
Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi?
Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!

Atatürk'ün Doktorları...
Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmak kaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömer İrdelp Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimden oluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanına takip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi eden hekimlerdi.

Atatürk'ün Hastalığı...

Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor 1918'de böbrek rahatsızlığıyla hastalanıyor 1919'da Şişlideki evinde kulak ragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıban çıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılında bilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasım ayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonunda başlıyor...

Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...
10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrar boşaltıldı. Saat 0200'de yarım balon oksijen verildi. Saat 0245'te 1.cc'lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 330'da koltuk altından ateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti. Saat 0625'te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı. Saat 0745'te 377 cc nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi. Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Ve birden gırtlağından '' Hi Hi Hi...'' diye sesler çıkmaya başladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolaya dayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına su verme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmaralı tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 805'te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 0825'te toplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 830 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 0900... Nabız 130... soluk alıp verme 34...Atatürkün gözleri kapalı göğsü sık sık inip çıkmakta. Başta bulunduğu oda olmak üzere bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlik içinde...
Saat 0905 Atatürk birden gözlerini açtı başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbet defterine şu yazıldı:
Saat: 0905 vefat etmişlerdir...

Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?
Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.
''Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasını istiyordu''
Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk ''kaşınıyı buldunuzmu nedir?'' diye sorar. Doktor evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğer rahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürk birden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu. Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...

Atatürk gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?
Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaış olmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmi olduğunu kestiremiyorlardı.
Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğer iftira yalan uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.
Biz ana amaç olarak bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil sözü edilen konularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürk tarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanı haline gelinmesin istiyoruz.

BÖLÜM2

Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm diğerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)
Atatürk düşmanları Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk'ün içtiğini dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda da bunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak böylece Atatürk düşmanlığı yaratabilmektir.
Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için O'nun ölümünü bu şekilde işlerlerken diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı genelde bu şekilde; Atatürk alkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.

Atatürk'ün ölüm sebebi otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:
"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı 'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyük kifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbit edilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı asit toplanması)

Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:

"... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)
Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı asit toplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığı alkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince ölümün alkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün tıbbın ulaştığı düzey içinde konunun uzmanları biobsi yapılmadan bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağı görüşündedirler. Ayrıca siroz alkolden de olmuş olabilir sirozu meydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.
Atatürk'e biopsi yapılmamış otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir.
O halde sirozu alkole bağlama tamamen siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.
Bunun bir sanı olduğunu karar olmadığını bu konuda ölümünden önce de değişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu 3 Ağustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:
"1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın (sıtma ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün değildir...
6... Eppinger'in (yabancı doktor) hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"
Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüş var. Birinci görüş alkolden ikinci görüş sıtmadan üçüncü görüş hepatit virüslerinden.
Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden Türk doktorlarının sirozu alkole bağladıkları yabancı doktorların ise konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdi bir başkasını verelim.

Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:
"Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir. Benim Fas Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım var ki ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardır Dolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar"
Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'e çıkıyor; alkol sıtma hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor.
Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporundasirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarak görmüştük.
Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kişiye ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzdeki tıp karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıca sebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin o da bazı hastalarda sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.
Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün siroz hastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk'te vardır.

Sıtma:İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda biri Mayıs 1919'da Samsun'da.
Hepatit virüsleriaha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir. Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış diş çektirmiş üç altın diş taktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış bir kişidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılığı o günkü koşulları düşündüğümüzde çok yüksektir.
Dengesiz beslenme:Atatürk askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaş ortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşam yemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.
Alkollü içki:İçki içer. Gündüz içmez akşam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer sürekli içici değildir ciddi konuların görüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerde içmez.
Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı hepatit virüsleri mi dengesiz beslenme mi alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.
Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol değildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım

Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:
Prof. Dr. Kocatürk Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir.
Prof. Dr. Kocatürk raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar

Raporda ön plana çıkarılan cümleler:
"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofi şeklidir."
"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:
'Teşhis Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique type Hanot et Gilbert'."

Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:
"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkole bağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr. Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit' alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz (biliyer siroz) anlamını taşır.
Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta 'Teşhis Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre Mart ayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlı olmadığını düşündüğünü göstermektedir.
Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen sürekli ve danışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen 'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu ve Prof. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere '... Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarak büyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmiş ve aynı teşhis konularak hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."
Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda sirozun alkole bağlı olduğu tanısına Prof. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarak eleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.
Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür diğer nedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur." Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü son raporlarda 08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü küçülmediği belirtilmektedir.
Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkü karaciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir. Ölümü alkolden olmamıştır.
Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk neden öldü neydi hastalığı detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürkün alkolden ölmediğidir!
Sır perdesini şimdi aralıyoruz...

Bölüm 3

Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi
Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?
Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Bu dönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır. Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla ''mason'' ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk 1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'e hoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimat ve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasına dalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Biri masonlar diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başka şey değildi. Memleketimizde de olmamalı ne gerek var? sözleri ülkede yankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonraki günlerde meclise gelen Recep Peker ''Arkadaşlar masonluk kalmamıştır localar kapatılmıştır'' diyerek sözü noktalıyor ve salon a boğuluyordu. Artık Atatürk'ün milletin ve Atatürk'ün yakın arkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. Anadolu ajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine '' Masonların mallarının mülklerini her şeylerinin sosyal kurumlara gönderildiğini de beyan etti'' Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılında masonlar tekrar devreye giriyorlar...
Bu olay yurtdışında da yankı buldu. İstiklal Savaşı gazetesinde yayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı öğrenen yurtdışında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girişimlere başladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünist mübeşşiri varnalı Avram Benaroyas yazısında '' Mefkuremizi (Masonluğuma anlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti feci şartlar altında ölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti. '' İşte Atatürk'e saldırı başlamış oldu.
Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyük bir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittiği anlaşılır diyerekten İsmini açıklamak istemediği doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinir organlarına yaptı. Ve maalesef başarılı olundu. Atatürk'ün sinir organları felce uğradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları baş dönmeleri istifralar karşısındakini tanımama gibi sorunlar baş gösterdi.
Evet Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı. Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girişimlere başladılar. Bu masonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.
Şimdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi : Masonların öldürdüğü kesin değildir. Çünkü masonlar öldürseydi Atatürk hiçbir hastalıktan ölmemiş olacaktı. Bilindiği gibi Atatürke 4-5 adet hastalık teşhisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te oluştu. Yani Eğer masonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sağ geçirmiş olacaktı. Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi...Atatürk masonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte doktorlarcada açık ve delilli bir şekilde söylenmektedir.

Bölüm 4
Atatürk'ün İşte Asıl Ölüm Nedeni?
Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...
Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz'dan ölseydi Karaciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teşhisler koyulmazdı. Atatürk böbreklerindeki iltihap ve sıtma hastasıdır fakat ölüm nedeni kendisine verilen civalı diüretikdir.Bu da onun öldürürdügünü bilimsel omxlarakta ortaya koyar
Atatürk Sıtma hastalığına daha öncedende yakalanmıştı. Bu hastalık ilerlediği zaman siroz ve daha birçok pis hastalığa neden oluyor. Erken teşhis edilseydi bu sıtma denen hastalık düzeltilebilirdi. Ama geç teşhis edilmesinden ötürü hastalık ilerliyor ve akabinde sirozu karaciğer rahatsızlıklarını ve masonlar sorununu açıyor. Böylece Atatürk'ün ölümü esrarengiz bir olaya dönüyordu.
Ogün Deli'nin yazmış olduğu Siyasi Suikast adlı eserde şöyle yazmaktadır.
Atatürk’ün hastalığının geç teşhis edilmesi o günkü ve bugünkü tıp bilimiyle ilgilenen ve eli kalem tutanların hep dile getirdikleri ana temadır.Aslında bu konuyu teyit eder en önemli bilgilerin başında bizzat Atatürk’ün şu sözleri de mevcuttur.Atatürk’ün Afet İnan’a 14 Haziran 1938 tarihli yazdığı mektubunda;
“Afet Vaziyetim şudur;bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir….” Demekteydi. Fakat yıllar sonra ortaya çıkacak olan bilgi ve belgelerin Atatürk’ün bir hastalık sebebiyle değil bir suikast sonucuyla öldüğünün işaretlerini ortaya koymaktadır.Salyrgan ilaç Atatürk’ün karnında oluşan asitin alınması yani tedavi edilmesi maksadıyla verildiği söylenmektedir.
Bu ilaç bir Diüretiktir.Diüretikler idrar itrahını çoğaltan ilaçlara verilen bir isimdir.Direk olarak böbreklere olan tesirleri bilinmektedir ki burada Atatürk’ün yukarda da anlattığımız gibi Böbrek hastalığı mevcuttur.Vücutta anormal toplanan mayi (asit-ödem) çıkarmak için yahut kanda toplanmış olan toksin cisimlerin itrahını kolaylaştırmak için kullanılırlar.Bunların kullanım çeşitleri ise; A-Su B-Osmatik tesirli olanlar C-Xanthine türevleri;Kafein v.b…. D-Civalı DiüretiklerCivanın organik bileşikleriSalyrganNovuritNeptal E-Indırek DiüretiklerKardiyotoniklerDijital cisimler F-Dokuların su tutma kabiliyetini azaltan Troid Tozu Civalı Diüretiklerin kısa tarihine baktığımız da 16. yüzyılda Paracelsus Kalomeli Diüretik olarak kullanılmıştır.Bu 1950’li yıllarda diüretik olarak kullanılan ilaçlar civanın organik bileşikleridir. Bunlar mevcut diüretiklerin en kuvvetlisidir Civanın büyük bir organik molekülle birleşmesinden meydana gelmiştir. Cıvalı Diüretikler dokulardan çabuk imtisas olunurlar.Teofilin ilavesi imtisası şiddetlendirir.İtrah tübülilerden pek çabuk başlar. % 70-80 ‘i ilk günde itrah olunurgerisi organizmada tutulur.Bu kısmın itrahı yavaş olur.
Vücutta bu bileşiklerden cıva iyonu yavaş yavaş serbest hale geçerek diüretik tesir gösterir. Bilindiği gibi cıva’nın diüretik tesiri toksin tesirinin en erken belirtisidir. Fakat 1928 yılında GOVAERTS direk böbreklere tesir ettiğini gösterdi.Şu halde Bu ilacın tesiri direk böbrekler üzerinedir. Cıva’lı Diüretikler verildikten sonraödemli dokulara konulan kanülden mayiin akımı hızlanır ve çoğalır ki bu da dokulara direk tesir lehinedir…cıvalı diüretiklerin renal tesirleri yanında ekstrarenal tesirleri vardır…cıvalıların teofilinle birleşmeleri ilacı daha az toksin kılar ve itrahı hızlandırır. Cıva’lı diüretiğin tesiri adaleye şırıngasından iki saat sonra başlar.6-9 ncu saatte maksimuma erişir ve 12-24 saatte biter.Tek bir şırıngadan sonraödemli hasta da 3-5 ve bazen 10 lt. idrar çıkabilir.Lakin her diüretik gibi bazen tesirsizde kalabilir.Tesir sonra ki şırıngalarda hafiflerlakin tahammül husule gelmez.Cıva’lı diüretik tesiri ile tuz itrahı çoğalır;günde çıkan tuz miktarı 30-80 gr. olabilir.
İşte ince nokta Atatürkün ölümü...
Cıva’lı diüretik kullanırken bazen cıva ile Akut zehirlenme arazına benzeyen belirtiler olur. Albüminuri silendrürihematürisalivasyonstomatithemorajik kolit ve dolaşım kollapsı gibi bazı şahısların cıva’ya karşı mutad dışı hassas olmaları veya cıva itrahının çabuk olmaması ve böbreklerin çalışmalarında evvelden mevcut olan bozukluk buna sebeptir….Bazı Şahıslarda nadir tesadüf olunan cıvalılara karşı idyosen krıziateş ve deride erüpsiyon ile kendini gösterir.
Civalıların damara şırıngalarında ventrikül fibrilasyonları ile ölüm vak’ası kaydedildi.
Bilhassa bu yoldan verildiği zamankalp üzerine olan fena tesiri elektrokardiyogram da ritim ve iletim bozuklukları ile kendini gösterir. Diğer bir takım toksik belirtileriCivalı diüretiklerin husule getirdikleri şiddetli diürez ve tuz kaybı neticesi olarak meydana gelen elektrolit muvazenesi bozulmasından ileri gelir. Bu hallerde sodyum kaybına (depletion of Sodium) ait belirtiler; ZAFİYETBULANTI KUSMAADELE KRAPLARI KARIN KOLİKLERİAPATİ UYUKLAMADELİR NİHAYET KOMA DA ÖLÜM görülür. Dıjıtalin tedavisinde bulunan yaygın ödemli bir hasta da dijıtal mobilizasyonu ile birden ölümnadir de olsa görülebilir. İşte bu kadar tehlikeli olan ilacı 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan sonra hazırlanan raporun “Tedavi kısmında şöyle geçmektedir: “ a-Asiti Salyrgan şırıngalarıyla giderilmeye çalışılmalıdır. b-2-3 defa dan sonra Ponksiyon yapılacaktır.Salyrgan’dan evvel chloryre d’ammonium’la hazırlanmalıdır.” Yine Fransız doktor Fissinger’ın karşı olmasına rağmen. “ c- Oubaine şırıngaları (Kalbi güçlendirecek iğneler) yapılacaktır.” Bu vücuttaki asidin atılmasına dair verdiğimiz cıvalı diüretiklerin yanında birde karından ponksiyon yapılması yani su alınması da gündeme gelmektedir.
ATATÜRK SİYASİ BİR SUİKAST SONUCU MU ÖLDÜRÜLDÜ? Maalesef Atatürk siyasi bir suikast sonucu öldürülmüştür! Bununla ilgili ipuçlarına baktığımızda karşımıza pek çok delil çıkmaktadır.Bunlardan ilki1 Ağustos 1948 tarihli ve 685 sayılı Yunan Komünist halk CumhuriyetiE.L.D’nin Erkani Harbiye organı “Halkın sesi”Laiki foni gazetesindeBulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın yazısında; “Mefkûremizi imha edici darbe vuranların âkıbeti feci şartlar altında ölümdür. Türkiye’nin mağrur Sarı Diktatörü Mustafa Kemal Atatürk 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarı z gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz ve diriltmeye teşebbüs etmeyiniz” demişti. Diğer bir Yunan basınında çıkan yazı da iseHalk cephesiLaiko Metopa gazetesinde1-2-3-4-5 Eylül 1949 tarihli yazı Apostolos Grazos kalemiyle neşredilmiştir.Bu yazıda ise; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan ikinci üçüncü ve dördüncü vazifeler geliyor ve bunları seri olarak tatbik etmek isteniyordu ki ; Doktor Abravaya ve Fissenger cidden bu işte fedakarâne çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri siroz mütehassısları Sarı liderin hastalığı ile meşgul olmak istediklerini bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimizin meydana getirdiği muhkem mevki ve selâhiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı liderin tedavisinde vazife vermemekle bize pek âlâ ispat ettiler. Sarı liderin ölümü bir gün meselesi hâline gelmişti. Onun ölümünden her suretle istifade etmeliydik.” Burada dikkat çekilen konular Türkiye’de faaliyet gösteren Masonların Atatürk’ün emriyle cemiyetlerini kapatmalarıkurulması uzun yıllardan beri belirli bir program dahilinde yürütülen İsrail Devletinin kurulma aşamasını anlatmakta. Öncelikli olarak Masonluk ve Masonların Atatürk ile olan ilişkilerine bakmak gerektir.Atatürk’ün çevresinde yer alanların büyük bir çoğunluğunun mason cemiyetine üye olduklarını izlemekteyiz.Aslında Masonların Atatürklede ciddi bir sorunları yok gibi gözükmektedir.Ya da öyle gözükmektedir.Konuyu daha iyi anlaya bilmek için granda’nın aktardıklarına bakmak gerekiyor; “...Adliye vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Karşıyaka’daki Mason Cemiyetinin camlarını tabancayla tuzla buz ettirmiş.Galiba iki el ateş edilmiş Cemiyet üyeleri korku içindeler”Salih Bozok’un bu sözlerinin ardından öfkelenen Atatürk bir süre sofrada bulunanların Masonluk üzerine yaptıkları konuşmayı sessizce dinledikten sonra “Bir zamanlar bende Mason olmuştum” sözleri masada derin bir sessizlik oluşmasına neden oldu. Atatürk burada locaya nasıl girdiğini ve yaşadıklarını anlatır.Bu sohbetten bir zaman sonra tekrar kurulan bir sofra da bulunan Masonların Büyük Üstadı Mim Kemal Öke’ye Atatürk dönerek “ Kemal BeyŞimdi sıra sizinBize Masonluğu anlatacaksınız.Önce söyleyiniz masonluğun prensipleri nelerdir?”diye sordu. Mim Kemal tek tek anlattıktan sonra Atatürk; “Pekianlaşıldı.Reisiniz kim”diye sorduğundaMim kemal kimsenin söylemeğe cesaret edemediği şu sözleri söyledi; “Memlekette barış ve huzur isteyen ve bütün dünyaya seslenerek bu idealin gerçekleştirilmesine çalışan zatı devletleridir” Atatürk’ün birden kaşları çatıldı.Sesinin tonunu sertleştirerek;
“Ben Mason Cemiyetine girmem.Başkalarının yaptığı prensiplere değil ancak kendi prensiplerime uyarım.(Granda293-296) Bu sözlerin ardından Mason cemiyetinin kapatıldığı anlaşılmaktadır.Ama bu Yunan basınında farklı tarihlerde yayınlanan haberler dikkate alınarak “katiller şunlardır”dır demek bugün için mümkün değildir.Öyle ki Agoni de biyografileri verilen doktorlar (sayfa 33’den 50’ye ) hedef gösterilerek gerçek suçluların ortaya çıkmasına engel teşkil edecektir. Diğer bir konuda 1933 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Amerika Genel Kurmay Başkanı Mc Artur’a bizzat Atatürk tarafından ikinci Dünya savaşının tüm cepheleri anlatılmış olması onun beklenilen bu savaşta olmasını istemeyenlerin mevcudiyetini ortaya çıkarmaktadır.Ya da şöyle bir soru atacak olursak.Atatürk’ün sağlığı yerinde bulunduğu bir zamanda ikinci Dünya savaşı çıkar mıydı? Atatürk’ün vefatına ilişkinneden-sonuç ilişkisine baktığımızda şu ilginç olayla da karşılaşmaktayız ki bu İsrail Devletinin kurulmasıdır.İkinci Dünya savaşının hemen ardında Filistin topraklarında kurulan İsrail Devletiİkinci Abdülhamit’in karşı çıktığı gibi Atatürk’ünde karşı olduğu bir durumdur. Nitekim Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü 20 Ağustos 1937 tarih ve5476/7/1/K SAYI numarası ve dahiliye Vekili Şükrü Kaya imzası ile Başvekalet yüksek makamına gönderilen tercüme metnin baş tarafında şöyle bir ifade var"Türkçe Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi Kemal Atatürk''ün Türkiye Millet Meclisinde irad etmiş olduğu bir nutuktan bahsediyor.
Aşağıdaki satırlar bu nutkun Filistin''e taalluk eden kısmından alınmıştır" Bu ifadeden; Bombay Chronick Gazetesi''nin Gazi''nin nutkunu Hâkimiyet-i Milliye''den iktibas ettiği anlaşılıyor.” Demektedir.
Metin aynen şöyle: Beyanat 27 Temmuz 1937 tarihli Bombay Chronick Gazetesi''nde "Filistin''e el sürülemez Kemal Paşa Avrupa''ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir" başlıkları altında yayınlanmış.
"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayan-ı teessüftür. Kemal Atatürk'' Filistin’in Arabistan’a vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa Türklerin de tahammül edemeyeceğini söylemektedir. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez.Biz vakıa birkaç sene Araplar''dan uzak kaldık.Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mâni olacağız.Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.
Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik.Fakat bu ithamlara rağmen Hazret-i Peygamber'in son arzusuna yani mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.Cedlerimizin Selahattin'in idaresi altında uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hakimiyet ve nüfusunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz.Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur." İşte bu nutuk ve Atatürk''ün hemen hemen tamamı İngiliz işgali altında bulunan İslam dünyasının istiklâliyle ilgisidir ki İngiltere kralı 8.Edwartın Gazi''nin ayağına gelmesini sağlamıştır.Atatürk’ün bu sözleri söylediği tarihe dikkat edecek olursak1937’nin Ağustos ayıdır.Buna da bir tesadüf müdür gözüyle bakmamız gerekiyor?
SONUÇ (Siyasi Suikast adlı kitabın sonucunda yazılır)

Mustafa Kemal Atatürkfenni raporlarına geçtiği şekliyle ”Alkole bağlı sirozdan ölmüştür” demek çok büyük bir hata olur.Prof.Dr.Neş’et Ömer Atatürk’ün vefatından sonra yaptığı bir açıklamada “Atatürk’ün hastalığı rakıdan mı idi?bunu kat’i olarak kestirmek mümkün değildir.” Demekte.Atatürk’ün devamlı süratte hastalığı iki şekilde sınırlandıra biliriz.Bunlar Böbrek iltihabı ve Sıtma hastalığıdır.Bu konu da yazılar ve açıklamalarda bulunan Dr. Aytekin ErtuğrulAtatürk’ün vefatınıAlkole bağlı siroz olmayıpSıtmaya bağlı siroz olduğunu ileri sürmüştür. Agoni isimli kitabımıza koyduğumuz belgelerden birisi olan ilaç listesinde de sıklıkla kinin ilacın alınmış olması bu dönemde sıtma hastalığına karşı kullanılan bu ilacın Atatürk’e de kullanılması Atatürk’ünSıtmaya bağlı siroz hastası olduğunu ortaya koymaktadır.Ama bu hastalık Atatürk’ün vefatına neden teşkil etmez.
Atatürk’ün vefatında etkili olan bir ilaçtır ki bugün Dünya Sağlık Örgütünün yasakladığı cıvalı ilaçlardır.Bu ilaçlardan birisi olanda SALYGRAN isimli ilaçtır.Atatürk’ün tedavisi amacıyla 3 Ağustos’tan27 Eylül tarihine kadar verilen bu ilacın yan tesirleri bilinmiş olması ve etkilerinin direk böbrek üzerinde bulunması ki Atatürk Böbrek hastasıdır.Konunun uzmanları bu konuda gerekli açıklamaları yapacakları düşünülerek ayrıntıya girmiyorum.Ama litarütürlere 10 gün içinde kesin ölüm getiren bu ilacın ne amaçla kullanıldığının aydınlatılmaya muhtaç olduğunu görmekteyim.Doğaldır ki bir milletin kaderini yeni baştan yazan Mustafa Kemal Atatürksadece Türk Milletinin değilbağımsızlık mücadelesi vermekte olan tüm milletlerin doğal lideri olmuş ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir.Böylesine büyük bir deha’nın bu şekilde “Siyasi suikast”sonucu kaybedilmesi gerçekten kabulü çok zor ve anlaşılmaz olabilir.Ama tarih boyunca İlahi dinleri yaymakla sorumlu Peygamberlerin bile öldürüldüklerini düşündüğümüzde konu aydınlığa kavuşmaktadır.Maalesef ölen bir bedeni diriltmek mümkün olmuyor.Fakat Atatürk’ün 1923’ten 1938 tarihine kadar çizdiği ilke ve Programların bileşkesi olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ içinde asırlardır barındırdığı ve kıyamete dek de anaların bağrında yetişecek olan Türk gençliği Atatürk’ün takipçisi olmaya ant içmiştir.
"Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek için cepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından ve tedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan Banti Sendromu’ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulan alkolik sirozdan ölmemiştir."
"Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakı biriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürk bu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkol tüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."
Atatürk’e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin o dönem elde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu sirozda sıtmanın da etkili olduğunu söyledi. (Milliyet)

Opr. Dr. Aytekin Ertuğrul'un bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış aşırı “kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal’dir.
Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü.
Peki nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim gençlerimize terbiye olur onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir tarih kitaplarına da böyle girer…


Sansasyon yaratan uydurmalar...
* Ölümü çok içki içmesindenmiş (!)
* Ölürken iman etme teşebbüsü de pek işe yaramamış ebediyen cehennemlik olmuş (!)
* Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymış (!)
* Öldükten sonra Hristiyanlık dini gereği elbiseler giydirilerek tabuta konmuş (!)
* Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememiş (!) ve cenaze namazı kılınmamış (!)
* Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların belgesellerde fotoğraflarda görülen ağlamaları üzüntüden değil zorla getirilmeleri sırasında Jandarmanın vurduğu dipçik acısındanmış (!)
* Gömülürken toprak bile kabul etmemiş (!)
* ''Kemal'' ismi kemale ereceği düşünülerek verilmiş (!)
* Diktatör Dinsiz İmansız Komünist denilmesinde mahsur yokmuş (!)

Gerçekler


Atatürk'ün Ölümü Alkolden Değildir!
- Saat 09.05'te Vefat Etmiştir!
- Cenaze Namazı Kılınmıştır!
- Kefen İle Tabuta Konmuştur!

- ''Kemal'' ismi öğretmeni tarafından verilmiştir.
__________________
"Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan halkını esir eden içerideki cephenin suskunluğudur !"
M. KemaL ATATÜRK






Masal Okuma Sitesi
leventt isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Reklam
Alt 14-12-2006, 13:46   #2 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


Çok güzel paylaşım eline sağlık Abi.............

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2006, 14:08   #3 (permalink)
Profil
Vefakar Adayı
 
LoVeLY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Aug 2006
Mesajlar : 34
Rep Puanı : 400
Rep Gücü : 7
Rep Gücü : LoVeLY is just really niceLoVeLY is just really niceLoVeLY is just really niceLoVeLY is just really niceLoVeLY is just really nice


Standart


tşkler sayın adminim..

__________________

LoVeLY isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-12-2006, 20:45   #4 (permalink)
Profil
Ferhattalha
Misafir
 
Mesajlar : n/a


Standart


Saolasın dostum...

__________________

  Alıntı ile Cevapla
Alt 18-12-2006, 02:41   #5 (permalink)
Profil
İ Z M İ R
 
CHooSeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Dec 2006
Turnuvaları kazanan: 2
Nerden : İzmir
Mesajlar : 4.757
Rep Puanı : 25063
Rep Gücü : 348
Rep Gücü : CHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond reputeCHooSeN has a reputation beyond repute

CHooSeN - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


herkes siroz derken .... eline sağlık

__________________





Vakit Varken Tomurcukları Topla Zaman Hala Akıp Gidiyor.
Bugün Gülümseyen Bu Çiçek Yarın Ölüyor
Olabilir...
CHooSeN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-12-2006, 02:57   #6 (permalink)
Profil
Cefakar
 
HITMAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Dec 2006
Mesajlar : 64
Rep Puanı : 799
Rep Gücü : 11
Rep Gücü : HITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to beholdHITMAN is a splendid one to behold


Standart


TeŞekkÜrler Levent.. Fakat Bİr Konuya DeĞİnecem Sİroz Olmak Sadece İÇkİden DeĞİldİr..hepatİt C Hastasinin İlerlemİŞ Safasida Sİroza Çevİrİp ÖldÜrebİlİyor..bu YÜzden Sadece İÇkİ İÇenler Sİrozdan Ölmemektedİr..tekrar TeŞekkÜrler..

__________________
HITMAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-12-2006, 10:28   #7 (permalink)
Profil
Vefakar
 
LeBReGoN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Aug 2006
Mesajlar : 679
Rep Puanı : 1417
Rep Gücü : 30
Rep Gücü : LeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud ofLeBReGoN has much to be proud of


Standart


Teşekkürler Levent abi.

__________________

Ölümü Özledim Anne!
Yaşamak İsterken Delice...

Ay Gız Menden Ayrı Gezme Amandır !

ForumVEFA GalataSaraylılar Derneği
LeBReGoN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-12-2006, 23:37   #8 (permalink)
Profil
.:::podicoo:::.
 
myhiddenname61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Yaş : 25
Mesajlar : 967
Rep Puanı : 14952
Rep Gücü : 171
Rep Gücü : myhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond reputemyhiddenname61 has a reputation beyond repute

myhiddenname61 - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


eline sağlık çok güzel olmuş.. zaten bu türkiyede iyi olan hangi insanı yaşattılarki......

__________________

"bir senenin kıymetini sınıfta kalan bilir.
bir ayin kıymetini erken doğuran kadın bilir.
bir haftanın kıymetini dergi çıkartan bilir.
bir saatin kıymetini sevgilisini uğurlamak üzere peronda oturan bilir.
bir dakikanın kıym