ForumVEFA  
     

Left Nav Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et Right Nav

Left Container Right Container
 



AtatÜrk***


» ForumVEFA » Genel Kültür » Atatürk ve Cumhuriyet »

AtatÜrk***

Atatürk ve Cumhuriyet bölümündeki AtatÜrk*** konusununu görüntülemektesiniz. Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi annesi Zübeyde Hanım'dır. Ali Rıza Efendi Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin'den ayrılarak Serez'de yerleşmişler oradan da Selânik'e gelmişlerdi. A1i ...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-11-2006, 13:25   #1 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart AtatÜrk***




Mustafa Kemal Atatürk1881 yılında Selânik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi annesi Zübeyde Hanım'dır.

Ali Rıza Efendi Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin'den ayrılarak Serez'de yerleşmişler oradan da Selânik'e gelmişlerdi. A1i Rıza Efendi hayatının ilk devirlerinde gümrük memurluğu yapmış daha sonraları memuriyeti terk ederek kereste ticareti ile meşgul olmuştu. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım da Selânik yakınlarında Langaza adı verilen kasabada yerleşmiş eski bir Türk ailesine mensuptu. Bu aile soy olarak Anadolu'dan Rumeli'ye geçmiş yörüklerdendi ve 'Varyemezoğulları' olarak tanınıyorlardı. Bu ailenin Langaza'da büyük çiftlikleri vardı; tarım yanında hayvancılıkla meşgul idiler.


1871 yılında Zübeyde Hanım ile evlenen Ali Rıza Efendi'nin henüz elli yaşlarında iken 1888 yılında ölmesi üzerine yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa'nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi Zübeyde Hanım'a düştü. Küçük Mustafa ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti. Fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik'te Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Küçük Mustafa bu okulda okurken babası öldü. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu.




Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik'te öldü. Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik'e dönerek halasının yanında bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.

Küçük Mustafa Şemsi Efendi İlkokulu'ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de bu okuldan ayrıldı ve 1893 yılında kendi kararı ile Askerî Rüştiye'ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti.
Yazları dayısı Hüseyin Efendi'nin yanına gider okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK

Konu _KraL_ tarafından (07-11-2006 Saat 13:29 ) değiştirilmiştir..
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Reklam
Alt 07-11-2006, 13:27   #2 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


Mustafa Kemal Selânik Askerî Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi'ne girdi. Burada Ömer Naci i1e arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Genç Mustafa Kemal Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu.

Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı.

Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine Şam'a atandı. Şam'da 5. Ordu'nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye'nin hemen her yerini görevle dolaşmış memleket idaresindeki aksaklıkları ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut Yafa ve Kudüs'te de kurdukları cemiyeti genişletti.

Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam'a döndü. Bir süre daha Şam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam'daki Ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi.

Mustafa Kemal 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik'teki şubesinde çalışmak üzere Selânik’e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması yapılacak yenilikler onun da baş düşüncesiydi. Selânik'e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi.

Bu esnada Rumeli'de faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilânına uzandı.

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-11-2006, 13:32   #3 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal Kolağası rütbesiyle Selânik'te askerî görevini sürdürmekte bir yandan da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalışarak İstanbul'daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. O II. Meşrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu. Fakat kendisinin görüşleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.

II. Meşrutiyet'in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul'da 13 Nisan 1909'da bu harekete karşı bir isyan gelişti. Mustafa Kemal 31 Mart Vak'ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli’de oluşturulan Hareket Ordusu'nun Kurmay Başkanlığına getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun gerek yolda gerekse İstanbul'daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü.

1911 Mart'ında Arnavutluk'ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın yanında görev aldı. Mustafa Kemal 15 Ocak 1911'de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak önce 5. Kolordu Karargâhında daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayı'nda görevlendirildi.

27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin edildi. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığında çalıştı. 5 Ekim 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Trablusgarp'a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasım 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.

1912 yılı Ekiminde Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğüne atandı.

Mustafa Kemal Balkan Harbinden sonra 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı.11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrat ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliğine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliğine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti.1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya'da kaldı.

İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile Boğazı geçemeyen düşman bu defa Gelibolu Yarımadasını çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken Genelkurmay Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu'da 5. Ordu kurulmasına karar vermiş Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders'i atamıştı. Liman von Sanders muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Mustafa Kemal'in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal bu plan gereğince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı'ya geçti. Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal'i buldu. Mustafa Kemal çıkarmanın başladığını görür görmez kuvvetlerini süratle Bigalı'dan Conkbayırı'na sevketmişti. Arıburnu'ndan Conkbayırı'na ilerleyen İngiliz kuvvetleri o gün Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.

Mustafa Kemal Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915'de Albaylığa terfi etti.

Mustafa Kemal 27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan 16. Kolordu Komutanlığına atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun aynı isimle Diyarbakır'da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. 1 Nisan 1916 da Generalliğe yükseltildi.

30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Mustafa Kemal Paşa Mondros Mütarekesi'nin imza edildiği günün ertesi 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirildi ise de artık yapacak bir şey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı'nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a geldi.

16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu'ya gönderiliş gerekçesi "Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almaktan ibaretti.

Mustafa Kemal Paşa Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum'a geçmek üzere 27 Haziran 1919'da Sivas'a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde Erzurum Kongresi'ni takiben Sivas'ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum'a hareket etti.

Atatürk 3 Temmuz 1919 günü Erzurum'a geldi. Atatürk Erzurum'a gelişinden 5 gün sonra 8/9 Temmuz 1919'da çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak milletten kuvvet kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu. Askerlikten istifasını takiben Erzurumluların isteği üzerine Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesinin Heyet-i Faale başkanlığına getirildi. Cemiyeto günlerde daha evvelce alınan bir karar gereğince doğu illerini kapsayan bir kongrenin hazırlıkları içinde idi. Mustafa Kemal'in Heyet-i Faale reisi olarak bu kongreye iştiraki mümkündü; fakat o bu kongreye özellikle Erzurum'dan üye olarak iştirak etmek istiyordu. Ne çare ki Erzurum üyeleri evvelce seçilmişti; ama buna da bir çözüm bulundu. Erzurum'un iki değerli evlâdı Kâzım Yurdalan ve Cevat Dursunoğlu Erzurum üyeliğinden istifa etmek suretiyle yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey'e bıraktılar. Bu suretle Mustafa Kemal Paşa'nın kongreye girişi meşruluk kazandı.

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-11-2006, 13:33   #4 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919'da tek katlı bir ilkokul salonunda 62 delegenin iştirakiyle toplanmıştı. Kongre bir kurucu meclis gibi çalışarak 14 gün devam etti ve 7 Ağustos 1919 da çalışmalarına son verdi. Kongreyi geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden Hoca Raif Efendi açmış delegelerin isim okunarak yoklaması yapıldıktan sonra başkanlık seçimine geçilmişti. Yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa başkan seçildi. Millî Mücadeleye bayrak olan bir kongrenin Erzurum'da toplanışı bir tesadüfün eseri değildi. Mondros Mütarekesi'nden sonra müdafaa şuurunun en keskin bir şekilde meydana çıktığı bölgelerden biri Erzurum idi. Erzurum Kongresi Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Türk Kurtuluş Savaşı' nın ilk temelleri bu Kongre'de atılmış alınan tarihî kararlar Millî Mücadele'nin temel kurallarını oluşturmuştu.

Erzurum Kongresi memleketin bütününü ilgilendiren tarihî kararlarıyla bölgesel bir kongre olmaktan çıkmış kendisinden sonra gelişecek tüm olayları büyük ölçüde etkilemişti. Zira Sivas Kongresi kararları Erzurum Kongresi kararlarına dayandı. Misak-ı Millî'nin esasında Erzurum Kongresi kararları yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanış ve açılış gerekçesi Erzurum Kongresi kararlarına oturtuldu. Mudanya ve Lozan antlaşmalarının bağımsızlığı savunan ruhu; ilhamını Erzurum Kongresi kararlarından aldı. Cumhuriyet rejiminin ruhu irade-i milliyeyi hâkim kılmak esasında toplandı.

Sivas Kongresi günlerinde de memleketin içinde bulunduğu ağır mütareke şartları bütün acılığı ile devam ediyordu. Mondros Mütarekesi'nin milletimiz aleyhine haksız ve insafsız bir şekilde uygulanması İzmir'e çıkmış olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden aldığı cüretle Anadolu'nun içine doğru ilerlemesi çeşitli şehirlerimizin işgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini izledi. İşte böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Paşa bir kısım Heyet-i Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas Kongresi'ne iştirak etmek üzere 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geldi.

Kemal Paşa. başkan seçildi. Erzurum Kongresi'ni takiben bütün memleketi temsil eden böylesine önemli bir kongrenin özellikle Sivas'ta toplanışı şehrin stratejik durumu ile ilgili idi. Anadolu'nun ortasında yer alan bu şehrimiz -mütareke şartları gereğince İtilâf devletlerini temsilen bazı subaylar bulunmasına rağmen işgal altında değildi.

Kongrenin 38 üyesinden 31'ini Batı ve Orta Anadolu illerinden gelen üyeler 7'sini ise Doğu Anadolu illerini temsilen Erzurum Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsiliye oluşturmuştu. Böylece Batı ve Orta Anadolu illerinden seçilen delegelerle Doğu illerini temsilen gelen Heyet-i Temsiliye Sivas Kongresi'ne memleket çapında bir genişlik ve bütünlük kazandırdı.

Sivas Kongresi'nin önemli bir özelliği de delegelerin vatanın kurtuluşu ve milletin mutluluğundan başka hiçbir kişisel maksat izlemeyeceklerine mevcut siyasî partilerden hiçbirinin amaçlarına hizmet etmeyeceklerine dair Kongre'de yemin etmeleri olmuştu. Bu suretle Millî Mücadele'nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadığı tamamen milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik bir hareket olduğu açıkça belirtilmiş oluyordu.

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919'da bir kısım arkadaşları ve Heyet-i Temsiliye üyeleri i1e beraber Ankara'ya gelmişti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan yönetiliyor İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever Bağımsızlık Savaşında görev almak üzere Ankara'ya geliyordu.

Bir süre sonra 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul İtilâf devletleri tarafından fiilen işgal edildi. Şehir yabancılar tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıştı. Bu şartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyeceğini anlayarak dağıldı; zaten bu sıralarda milletvekillerinin bir kısmı da İngilizler tarafından tutuklanmış bulunuyordu.

Mustafa Kemal İstanbul'un işgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler süratle sonuçlandı. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal millet iradesini ve egemenliğini temsil eden bu Meclise ve onun hükümetine de başkan seçilerek artık Türk bağımsızlık mücadelesinin her bakımdan askerî siyasî ve sosyal lideri oldu.

Diğer taraftan İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine doğru taarruza hazırlanıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dağıtılmış silâhları alınmış olduğundan işgal altındaki yörelerde düşmana ancak mahallî kuvvetler ve gönüllü müfrezeler karşı koyuyordu. Bu düşman saldırılarının yanı sıra Anadolu'nun bazı yörelerinde Anzavur gibi Çopur Musa gibi Postacı Nâzım gibi aldatılmış kişilerin elebaşılık ettiği iç isyanlar devam ediyordu.

Bütün bu iç ve dış güçlüklere zor şartlara rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti kısa zamanda duruma hakim olarak düşman kuvvetlerine karşı çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanmaya başladı. Doğu cephesinde XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir komutasındaki kuvvetlerimiz büyük başarılar kazandı. Bu bölgede Oltu Sarıkamış ve Kars'ı işgal suretiyle sınır şehirlerimize tecavüz eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920'de taarruza geçilerek merkezi Erivan'd bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu mağlup edildi ve 29 Eylül 1920'de Sarıkamış 30 Ekim 1920'de Kars tekrar geri alındı.

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-11-2006, 13:36   #5 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


Ermenilerin barış isteği üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanarak savaşa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin vilâyetlerimiz tahliye ettirildi. Güney cephesinde de Adana Urfa Antep ve Maraş bölgelerinde Fransız birlikleriyle mahallî kuvvetler arasında şiddetli çatışmalar oluyordu.

Sonuçta Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraştan 11 Nisan 1920 günü de Urfa’dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim 1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlaşması" Adana Mersin Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin kurtuluşuna uzandı.

Yunanlılar 1920 Haziranında Ankara'da kurulan iki aylık yeni hükümetin içinde bulunduğu güç şartlardan yararlanarak 22 Haziran 1920 günü Batı Cephesinde umumî taarruza geçmişler büyük kısmı ile gönüllülerden oluşan kuva-yı milliye cephesini yararak 8 Temmuz 1920 günü Bursa'yı 29 Ağustos 1920 günü de Uşak'ı işgal etmişlerdi.

Yunanlılar 6 Ocak 1921 günü hem Bursa hem Uşak cephelerinden süratle ileri yürüyüşe geçtiler. Amaçları Türk kuvvetlerini zayıflayan mevzilerinde âniden bastırıp mağlup etmek bu suretle Eskişehir ve Afyon'u ele geçirerek kendilerine Ankara yolunu açmaktı. Bu plan gerçekleştirildiği takdirde henüz sekiz aylık millî hükümeti doğduğu yerde boğmak kolayca ortadan kaldırmak mümkün olacaktı. Düşmanın taarruz hedefi olarak seçtiği Eskişehir de Afyon da askerî yönden önemli kavşaklardı. Bu şehirlerimizin elden çıkışı önemli demiryollarının da düşman eline geçmesi demekti.

Düşman taarruzu i1e gelişen bu kritik durum üzerine Batı ve Güney Cephesi komutanları vaziyeti görüşerek Kütahya ve Gediz'e kadar gelmiş olan kuvvetlerimizin büyük kısmını vakit geçirmeksizin İnönü ve Dumlupınar mevzilerine sevk etmeyi kararlaştırdılar. Ancak Batı Cephesi kuvvetlerinin şimdi bulundukları Gediz ve Kütahya yöreleri ile İnönü mevzileri arasında 3 günlük bir yol vardı. Eğer Yunanlılar bizden daha önce İnönü mevzilerine ulaşabilirlerse mukavemetsiz Eskişehir'e kadar yol almış olacaklardı. O halde yapılacak iş son süratle İnönü mevzilerine yetişerek ilerleyen düşmanı burada durdurmak olacaktı.

Öte yandan Yunanlılar sürâtle ilerleyerek 8 Ocak 1921 günü Çivril ve Pazarcık'ı 9 Ocak sabahı da Bilecik ve Bozüyük'ü işgal ettiler. Fakat bütün bu işgallere güç şartlara iki ayrı düşmanla savaş mecburiyetine rağmen sonucun zaferle biteceği hususunda başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı.

I. İnönü Muharebesi 9 Ocak 1921 günü öğleden sonra Yunanlıların Bozüyük yönünden şiddetli taarruzu ile başladı. Ufak bir köyden ismini alan İnönü şimdi Türk Kurtuluş Savaşında dönüm noktası olacak bir muharebeye sahne oluyordu. Ve yıllar sonra bu muharebeyi idare eden komutana Atatürk tarafından "İnönü" soyadı verilecekti. Muharebenin ilk günü Batı Cephesi kuvvetleri ile Yunanlılar arasında çok çetin çarpışmalar oldu. Yunanlıların her taarruzu karşı taarruzla cansiperane püskürtülüyor ilerlemelerine imkân verilmiyordu. Anlaşılan düşman umduğunu bulamamıştı. İnönü mevzilerinde boş cepheler yerine Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu ateşiyle karşılaşmaları onlar gerçekten şaşırtmıştı.

Savaş 10 Ocak günü de sabahtan akşama kadar bütün şiddetiyle devam etti. O sabah Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey de Gediz'den muharebe meydanına gelmiş savaşı bizzat ateş hattında idareye başlamıştı. Bir ara bir alay kadar düşman kuvveti mevzilerimizdeki bir boşluktan istifade ederek Batı Cephesinin karargâhı bulunan İnönü istasyonunun kuzeyine kadar sokulmaya muvaffak oldu. Bu kritik vaziyet karşısında cephe karargâhı istasyondan alınarak süratle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi. Askerlerimiz aralıksız devam eden düşman taarruzlarını bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar; Yunanlıların ilerlemesine imkân bırakmıyorlardı.

Sonunda tükenen gücü kırılan düşman oldu. 2 gündür devam eden taarruzlarından bir başarı elde edemediğini edemeyeceğini anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı: Geri çekilmek! Gerçekten Yunan kuvvetleri10 Ocak 1921 gecesi verdikleri kararla 11 Ocak günü sabahından itibaren Bursa yönünde geri çekilmeye başladılar. Bu zafer müjdesi üzerine11 Ocak 1921 günü Atatürk Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey'e şu telgrafı çekiyordu: "Bu başarının mukaddes topraklarımızı düşman istilâsından tamamen kurtaracak olan kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmasını Allah'tan diler Batı Cephesinin bütün subay ve erlerini kazandıkları bu zafer dolayısıyla tebrik ederim".

Gerçekten I. İnönü zaferi Atatürk'ün ifadesiyle kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmuş onu II. İnönü Sakarya 26 Ağustos ve 30 Ağustos gibi daha büyük zaferler izlemiştir.

I. İnönü zaferi içerde ve dışarıda büyük etkiler yarattı; büyük siyasî gelişmelere sebep oldu. Bu zaferden sonradır ki ümitsizlikler boğulmuş yeni kurulan devlet sarsılmaz temeller üzerine oturmaya başlamış 20 Ocak 1921 günü ilk Anayasamız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmişti.
Yine bu zaferle içerde asayiş ve güven sağlanmış düzenli ordu kurma çalışmaları daha da kolaylaşmıştı. I. İnönü zaferinin dışarıdaki etkileri de önemliydi. Bu zaferle düzenli ordu düşman karşısında ilk sınavını veriyor dost ve düşman önünde yenilmez iradesini sergiliyordu. Bu zafer yabancı devletlere de artık millî hükümetin hatırı sayılır bir varlık olduğunu gösteriyordu. Bu gelişmeler sebebiyledir ki İtilâf devletleri 21 Şubat 1921'de toplanan Londra Konferansı'na İstanbul Hükümeti i1e beraber Ankara Hükümetini de çağırdılar.
Ancak zaferin gerçek sahibi Ankara Hükümeti idi. Bu sebeple Ankara delegeleri Osmanlı heyeti içinde yer almayıp millî davayı savunmak üzere ayrı bir ekip oluşturdular. O kadar ki Osmanlı baş delegesi Sadrazam Tevfik Paşa konferansta söz hakkını Ankara Hükümeti temsilcilerine bırakmak mecburiyetinde kaldı. İşte bu gelişmeler sonucu İtilâf devletleri yeni bir barış teklifi hazırlamak zorunda kaldılar. Yine I. İnönü zaferinin millî hükümete kazandırdığı dış itibar sayesinde 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile "Moskova Antlaşması" imzalandı. Londra'da da Fransa ve İtalya ile barış yolunda bazı müzakereler oldu.

Ancak Yunanlılar bu mağlubiyetten ders almayarak kısa süre sonra 23 Mart 1921 günü aynı cephelerden tekrar ileri harekâta geçtiler. 27 Mart 1921 günü Yunanlıların İnönü mevzilerine taarruzu ile başlayan II. İnönü muharebesinde de düşman taarruzları birincisinde olduğu gibi durduruldu. 31 Mart 1921'de Batı cephesi kuvvetlerinin karşı taarruza geçmesi sonucu Yunanlılar geri çekilmeye başladılar. Nihayet 1 Nisan 1921 günü binlerce ölü ile doldurdukları muharebe meydanını tekrar terk zorunda kaldılar.

Bu suretle Batı cephesinde düşmana karşı II. İnönü Zaferi adını alan bir büyük başarı daha kazanıldı. Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya gönderdiği kutlama telgrafında: "Siz orada yalnız düşmanı değil milletin ters talihini de yendiniz!" diyordu.

1921 yılının Temmuz başlarında Yunanlılar Ankara Hükümetinin reddettiği Sevr Antlaşmasını gerçekleştirmek amacıyla Anadolu topraklarına durmadan kuvvet çıkararak Türklere karşı yeni bir taarruza hazırlandılar. Nihayet bu genel düşman taarruzu10 Temmuz 1921 günü bütün Batı Cephesi boyunca takviyeli kuvvetlerle başladı. Harekât ilerledikçe Yunan kuvvetleri ile Türk kuvvetleri arasında yer yer şiddetli çarpışmalar oldu.

Ancak gerek insan gücü gerekse araç ve gereç yönünden Türk kuvvetlerinden sayıca fazla durumda bulunan Yunanlılar birçok yerleri işgal ettiler. Afyon Eskişehir Kütahya Bilecik art arda düşman eline geçti. Cepheden gelen bu kaygı verici haberler üzerine 18 Temmuz 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa Ankara'dan Karacahisar'daki Batı Cephesi Karargâhına geldi. Takviyeli kuvvetlerle gelişen Yunan ilerleyişi karşısında o günkü şartlar altında imkânları sınırlı Türk ordusu için daha da ileri kayıpları önlemek üzere yeni bir strateji tespitine gerek gördü ve Cephe Kumandanı İsmet Paşa'ya şu direktifi verdi:

"Orduyu Eskişehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra düşman ordusuyla araya bir mesafe koymak lâzımdır ki orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir!"

Bu strateji uygulandı ve Batı Cephesindeki Türk ordusu geri yürüyüşe geçerek 25 Temmuz 1921'de tamamen Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi. Bu karar harp yönetimi bakımından isabetli bir davranıştı. Zira kayba uğrayan azalan kuvvetlerimizin tutunduğu mevzilerde tazelenen taarruz gücüne karşı çekilmeksizin uzun sure direnmesi daha büyük kayıpların sebebi olacaktı

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-11-2006, 13:38   #6 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


İnkılâp Tarihimizde "Kütahya-Eskişehir Savaşları" adını alan ve Sakarya'nın doğusuna çekilmemizle sonuçlanan bu çarpışmalarda ordumuz kendisinden sayıca 2 misli fazla düşman kuvvetleri karşısında oldukça ağır zayiat vermiş gerek çarpışmalar gerekse geri çekiliş esnasında şehit yaralı ve kayıp olmak üzere 40.000'e yakın silâhlı kuvvetimiz yok olmuştu. Ayrıca araç ve gereç kaybımız da büyüktü.

Ordumuzun bu Sakarya'nın doğusuna çekiliş günlerinde Bakanlar Kurulu tekrar gelişebilecek yeni bir Yunan taarruzuna karşı tedbir olmak üzere Hükümet Merkezi'nin Ankara'dan Kayseri'ye nakline karar verdi; ancak Meclisten onay almak gerekiyordu. Hükümet kararı Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: "Biz buraya kaçmaya mı geldik yoksa düşmanla dövüşmeye mi?" Millet temsilcileri Ankara'yı harpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı konuşmalar üzerine Meclis tahliyenin aksine Ankara'nın müdafaasına bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verdi.

Bütün bu zor şartlara geçici çekilişe rağmen sonunda düşmana kesin darbe indirileceğine dair başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Mustafa Kemal Paşa'ya göre "Pek uzak olmayan bir gelecekte karşımızdaki Yunan ordusu tükenecek sonunda imhası mümkün hale gelecekti." Ancak başarının en önemli şartı herkesin bu sonuca candan inanması ve bu uğurda maddî ve manevî tüm güçlerini memleket savunmasına yöneltmesi idi.

Ayrıca unutulmaması gereken nokta ordumuz düşmanın arzu ettiği yerde değil bizim arzu ettiğimiz yerde kesin muharebeye girecek ve ona orada kati darbeyi vuracaktı. Bu bakımdan gerektiğinde geri çekilişin bazı yerleri düşmana terk edişin büyük bir önemi yoktu. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulamak gerekiyordu. Ne çare ki liderlerin bu inancına rağmen Sakarya'nın doğusuna çekilmenin yarattığı maneviyat bozukluğu Meclise de aksetmişti. Yeni bir ordu oluşturulurken meydana gelen bu ağır kayıp bu çekilme ister istemez sarsıntılara sebep olmuş; bazı çevreleri haklı olarak endişe ve tedirginlik kaplamıştı.

Bu hava içinde 4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda askerî durum ve Başkomutanlık teşkili üzerinde heyecanlı görüşmeler oldu. Milletvekilleri yorgun orduyu yeniden canlandıracak memleketi bu badireden kurtaracak son çareyi aramaktadırlar. Bu çare Mustafa Kemal'in fiilen ordunun başına geçmesidir. Çünkü o katıldığı bütün savaşlarda yenilmemiş kumandandır. Bu sebepledir ki konuşmalar onun başkomutanlığı üzerine alması görüşünde birleşti. Taraftarları gibi muhalifleri de kendisinden ordunun başına geçmesini istemektedirler. Meclis'in büyük çoğunluğu taraftarları kurtuluş için tek çarenin bu olduğu başka çıkar yol bulunmadığı fikrindedirler

Meclis'te 4 Ağustos 1921 günü başlayan bu görüşmeler ertesi gün de aynı heyecanla devam etti. Mustafa Kemal Paşa önce tartışmaların dışında kaldı. Ancak konuşmamasının tavrını açıkça ortaya koymamasının onun da gelecekten ümitsiz olduğu şeklinde yorumlanması ihtimaline karşı kendisini Başkomutan görmek isteyen millî iradenin bu ısrarı karşısında Meclis Baş kanlığına şu önergeyi sundu:

"Meclis'in sayın üyelerinin umumî surette beliren arzu ve istekleri üzerine Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu vazifeyi kendi üzerime almaktan doğacak yararları en kısa zamanda elde edebilmek ve ordunun maddî ve manevî kuvvetini en kısa zamanda artırmak ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin haiz olduğu yetkileri fiilen kullanmak şartıyla üzerime alıyorum. Hayatım boyunca millî hâkimiyetin en sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha doğrulamak için bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir müddetle sınırlandırılmasını ayrıca istiyorum".

Bu önerge Meclisin yetkilerini kullanma isteği sebebiyle bazı itirazlara sebep oldu. Ancak durum olağanüstü bir durumdu ve ölüm kalım mücadelesi gibi olağanüstü şartlar konuşuyordu. Bu şartlar içinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilen görev gerçekten çok büyük ve önemli diğer bir ifade ile Türk milletinin mukadderatı ile ilgili idi. Düşman karşısındaki cephede vakit geçirmeksizin en seri en doğru kararları verebilmek ancak Meclisin yetkilerini anında kullanmakla mümkündü.

Nihayet Meclis bu isteğinde kendisini haklı gördü. Görüşmeler sonucu 5 Ağustos 1921 günü "Mustafa Kemal Paşa'ya 3 ay süre ile askerliğe ait hususlarda Meclisin yetkilerini kullanmak koşuluyla Başkomutanlık tevcih eden Kanun Büyük Millet Meclisi'nde oybirliği ile kabul edildi..

Başkomutan artık plânını yapmış ve kesin şekilde uygulamaya başlamıştır. Hedef muvaffakiyete götürecek bütün tedbirleri en kısa zamanda almaktır. Bu amaçla 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri kendi imzasıyla 10 adet "Tekâlif-i Milliye" yani "Millî Vergi" emri yayımladı. Bu emirler gereği her ilçede bir "Millî Vergi Komisyonu" kuruluyordu. Her evden ordunun ihtiyacı için bir kat çamaşır bir çift çorap bir çift çarık isteniyordu. Ordunun malzeme ihtiyacı için tüccarın elinde bulunan stoklardan yüzde kırkına parası zaferden sonra ödenmek üzere el konuluyordu. Herkes hububat hayvan ve yem bakımından stoklarının yüzde 40'ını yine parası sonradan ödenmek üzere orduya verecekti. Halkın elinde bulunan savaşa elverişli bütün silâh ve cephane 3 gün içinde ordu ambarına teslim edecekti. Memleketteki demircilerin dökümcülerin marangozların sanayi imalâthanelerinin listesi çıkacak ve sahiplerinin isimleri belirlenecekti. Böylece bütün memleket gelecekteki zafer için olağanüstü bir seferberliğe davet edilmişti.

Başkomutan bu acil tedbirleri aldıktan sonra 12 Ağustos 1921 günü Ankara'dan hareketle Polatlı'daki Cephe Karargâhına geldi. Artık Mustafa Kemal Paşa cephede ve fiilen Türk ordusunun başında idi.

Yunan ordusu 13 Ağustos 1921 günü Sakarya'daki Türk mevzilerine doğru yeniden ileri harekâta başladı. 15 Ağustos 1921 günü Yunan Kralı Konstantin ordularına "Ankara'ya!" emrini verdi. Durmaksızın ilerleyen Yunanlılar birçok şehir ve kasabalarımızı işgal ederek sonunda Sakarya'daki savunma hattımıza dayandılar.

23 Ağustos 1921 günü Yunan ordusunun taarruzu ile Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Bütün cephe boyunca taarruz ve karşı taarruzlarla çok şiddetli muharebeler oldu. Yunan taarruzu bir çok yerde kıtalarımız tarafından düşmana ağır zayiat verdirilerek durduruldu. Ancak takviyeli Yunan kuvvetlerinin önemli mevzilerimizi ele geçirdikleri Polatlı'ya kadar yaklaştıkları top seslerinin Ankara'dan duyulduğu zamanlar oldu. Türk mevzileri bir çok noktada yarılmasına rağmen her nokta inatla savunuluyor kaybedilen her hattın gerisinde yeni bir savunma hattı oluşturuluyor böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmiyordu.

__________________
İnandığın Gibi Yaşamazsan
Yaşadığına İnanamazsın
_KraL_



Ne mutlu Türküm diyene..!
M.Kemal ATATÜRK
_KraL_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-11-2006, 13:40   #7 (permalink)
Profil
***TÜRKİYEM***
 
_KraL_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Giriş Tarihi : Oct 2006
Nerden : Türkiyem
Mesajlar : 3.191
Rep Puanı : 4925
Rep Gücü : 115
Rep Gücü : _KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute_KraL_ has a reputation beyond repute

_KraL_ - MSN üzeri Mesaj gönder

Standart


Zira Başkomutan savaş stratejisi için şu formülü koymuştu: "Hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilm